Yıllardır koruyucu sağlık hizmetlerinde, birinci basamakta kadınlarla doğrudan temas eden bir hemşire olarak, aynı sağlık sisteminin içinde yaşayan insanların sağlığa aynı noktadan başlamadığını yılların deneyimiyle çok net görüyorum. Aynı hastalık riskiyle karşılaşan bir kadın ile bir erkeğin bu riski fark etme, sağlık hizmetine ulaşma ve tedaviye devam etme imkânları birbirinden farklılaşabiliyor; ancak bu fark, kadınlar söz konusu olduğunda çok daha belirgin ve çok katmanlı bir hâl alıyor. Çünkü kadın olmak, toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle zaten başlı başına ek bir yük getiriyor: ekonomik bağımlılık, karar alma süreçlerinde geri planda kalma, bedenine dair kararları çoğu zaman tek başına verememe ve kendi sağlığını aile içindeki en son öncelik olarak görme eğilimi, erkeklerde bu denli sık karşılaşılmayan engeller arasındadır. Aynı hastalık riskiyle karşılaşan iki kadının bu riski fark etme, sağlık hizmetine ulaşma, tedaviye devam etme ve kendi sağlığını koruyabilme imkânları da birbirinden çok farklı olabiliyor. Bu farkı yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak mümkün değildir. Cinsiyet, gelir düzeyi, eğitim, çalışma koşulları, bakım sorumlulukları ve yaşanılan çevre; sağlığın görünmeyen ama güçlü belirleyicileri arasında yer almaktadır.
Bilgi Köprüsü Rolü ve Sınırları
Kadınlarla doğrudan temas eden ve koruyucu sağlık hizmeti sunan bir hemşire olarak bu eşitsizliklerin günlük hayattaki karşılığını her gün görüyorum. Mesleğimin önemli bir parçası; kadın sağlığını ilgilendiren hastalıkları, güncel klinik gelişmeleri ve koruyucu yaklaşımları herkes için anlaşılır, güvenilir ve kanıta dayalı bir dille topluma aktaran bir bilgi köprüsü olmaktır.
Ancak sağlık profesyonelleri olarak doğru bilgiye erişimi sağlama rolümüz, sağlığını koruyabilecek koşullara sahip olmayan her kadın için tek başına yetersiz kalmaktadır. Bir kadının hangi hastalık açısından risk altında olduğunu bilmesi elbette önemlidir. Ancak bu bilgi kadar önemli olan başka sorular da vardır: O kadın, riski azaltabilecek beslenme koşullarına sahip midir? Kontrole gidecek zamanı var mıdır? İşinden izin alabilmekte midir? Çocuklarını bırakabileceği biri var mıdır? Gerektiğinde sağlık hizmetinin maliyetini karşılayabilmekte midir? Sağlıkta cinsiyet ve sınıf temelli eşitsizlik, tam olarak bu noktada; bilgi ile koşullar arasındaki uçurumda ortaya çıkmaktadır.
Aynı Öneri, Farklı Anlam
Sağlık profesyonelleri olarak sıklıkla benzer önerilerde bulunuyoruz: sağlıklı beslenin, düzenli hareket edin, kontrollerinizi aksatmayın, taramalarınızı zamanında yaptırın, stresinizi azaltın, yeterli uyuyun. Bunların hepsi bilimsel açıdan anlamlı önerilerdir. Ancak sahada çalıştıkça şu soruyu sormaya başlıyorsunuz: Bu önerileri herkesin uygulayabileceği koşullar gerçekten var mıdır?
Bir kadına fiziksel olarak daha aktif olmasını önerebiliriz. Ama sabah erken saatte işe gidiyor, uzun saatler çalışıyor ve eve döndüğünde çocukların ile evin sorumluluğunu üstleniyorsa, kendisine ayırabileceği zaman ne kadardır? Sağlıklı beslenmenin önemini anlatabiliriz. Ama artan gıda maliyetleri karşısında ailenin bütçesinde öncelik temel ihtiyaçları karşılamaksa, önerdiğimiz beslenme modelinin günlük yaşamda karşılığı ne kadardır? Bir taramanın veya kontrolün zamanının geldiğini söyleyebiliriz. Ama o kadın işe gitmediği gün ücretinden oluyorsa, çocuğunu bırakabileceği kimse yoksa veya sağlık kuruluşuna ulaşmak başlı başına bir sorun oluşturuyorsa, kontrolünü yaptırmaması yalnızca kişisel bir ihmal olarak değerlendirilebilir mi?
Halk sağlığı açısından bu ayrımı kritik buluyorum. Çünkü insanlara sağlıklı yaşamayı anlatırken, sağlıklı yaşamın hangi koşullar altında mümkün olduğunu da konuşmamız gerekir.
Kadınların Görünmeyen Bakım Yükü
Kadın sağlığı söz konusu olduğunda sınıfsal koşullara bir de bakım emeği eklenmektedir. Sahada, kadınların ailelerinin sağlık düzenini ne kadar ayrıntılı takip edebildiğini görüyoruz: çocuğunun aşı tarihini bilir, eşinin hangi ilacı kullandığını bilir, yaşlı anne veya babasının kontrol zamanını bilir; evde biri hastalandığında bakımını çoğu zaman kendisi üstlenir. Fakat bütün bu sorumluluklar arasında kendi sağlığını erteleyebilir.
Bu noktada kadının “kendisine yeterince değer vermediği” gibi basit bir açıklama yapmayı doğru bulmuyorum. Çünkü kişinin kendi sağlığına ayırabileceği zaman da bir kaynaktır ve zaman, herkesin eşit biçimde sahip olduğu bir kaynak değildir. Özellikle bakım emeğinin büyük bölümünü üstlenen, ücretli işte çalışan ve ekonomik imkânları sınırlı olan kadınlarda kendi sağlık ihtiyacını ertelemek, bazen bir tercih değil, günlük hayatın doğal bir sonucu haline gelmektedir.
Bu nedenle sahada bir kadın kontrolünü yaptırmadığında benim için önemli olan yalnızca “Niçin yaptırmadınız?” sorusu değildir. Asıl önemli soru çoğu zaman “Yaptırmanıza ne engel oldu?” sorusudur. Bu iki soru birbirine yakın görünse de yaklaşım olarak birbirinden çok farklıdır: Birincisi sorumluluğu yalnızca bireye bırakmaktadır. İkincisi ise kişinin yaşadığı koşulları anlamaya çalışmaktadır.
Kadın Sağlığını Yalnızca Üreme Sağlığı Olarak Görmemek
Kadın sağlığını konuşurken dikkat edilmesi gereken bir başka daralma noktası daha vardır. Kadın sağlığı denildiğinde hâlâ ilk olarak gebelik, doğum, doğurganlık, meme sağlığı ve jinekolojik hastalıklar akla gelmektedir. Bunların tamamı son derece önemli olmakla birlikte, kadın sağlığı bunlardan ibaret değildir.
Bu daralmanın kökeninde yalnızca toplumsal algı değil, tıp biliminin tarihsel gelişimi de yatmaktadır. Modern tıbbın uzun süre klinik araştırmalarında, ilaç dozlarının belirlenmesinde ve hastalık tanı kriterlerinin oluşturulmasında referans noktası olarak genellikle erkek bedenini “standart” kabul ettiği bilinmektedir. Kalp krizi belirtileri, otoimmün hastalıkların seyri veya bazı ilaçların etkileşimleri gibi pek çok alanda kadın bedenine özgü farklılıklar yeterince araştırılmadan, erkek fizyolojisi üzerinden genellenen bilgiler kullanılmıştır. Bunun sonucunda kadınlarda kalp krizi genellikle geç fark edilmekte, bazı hastalıklarda tanı süreci uzamakta ve tedavi protokolleri kadın bedeninin özgüllüklerini her zaman tam olarak yansıtamamaktadır. Sahada bunun karşılığını, bir kadın “tipik olmayan” belirtilerle geldiğinde tanının gecikmesinde ya da semptomlarının önce psikolojik nedenlere bağlanmasında görüyoruz.
Kadınlar kardiyovasküler hastalıklardan, hipertansiyondan, diyabetten, osteoporozdan, metabolik hastalıklardan, otoimmün hastalıklardan, kronik ağrıdan ve ruh sağlığı sorunlarından da etkilenmektedir. Üstelik kadınların sağlık riskleri yaşam boyunca sabit kalmamaktadır. Ergenlik, doğurganlık dönemi, gebelikler, doğum sonrası dönem, perimenopoz ve menopoz gibi biyolojik geçiş dönemleri, her aşamada farklı sağlık ihtiyaçlarını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle koruyucu sağlık yaklaşımının yalnızca tek bir hastalık veya organ üzerinden değil, yaşam boyu bir değerlendirme çerçevesinde kurulması gerektiğini düşünüyorum.
Sonuç
Uzun yıllardır sahada edindiğim en temel çıkarım şudur: sağlığı yalnızca bireysel bilgi ve farkındalık düzeyine indirgeyen bir yaklaşım, kadınların yaşadığı yapısal eşitsizlikleri görünmez kılar. Cinsiyet ve sınıf temelli eşitsizlikleri hesaba katmayan hiçbir koruyucu sağlık politikası veya klinik uygulama, gerçek anlamda eşitlikçi olamaz.
Bununla birlikte eşitlik vurgusu tek başına yeterli değildir; bilimsel araştırma yaklaşımının kendisinin de sorgulanması gerekir. Uzun yıllar boyunca erkek bedeninin “standart” kabul edildiği bir araştırma geleneği üzerine kurulu tıp anlayışı, kadın bedeninin kendine özgü fizyolojisini, hastalıkların kadınlarda farklı seyrini ve yaşam boyu değişen biyolojik ihtiyaçlarını yeterince görünür kılamamıştır. Bu nedenle klinik araştırmalarda, ilaç geliştirme süreçlerinde ve tanı kriterlerinin oluşturulmasında kadın bedenini yalnızca erkek bedeninin bir varyasyonu olarak değil, kendi gerçekliği içinde ele alan bir bilimsel yaklaşımın geliştirilmesi gerekmektedir. Ancak hem toplumsal ve sınıfsal eşitsizlikleri gözeten bir sağlık politikası hem de kadın bedeninin gerçek ihtiyaçlarını merkeze alan bir bilimsel araştırma anlayışı bir araya geldiğinde, kadın sağlığında gerçek ve kalıcı bir iyileşme mümkün olabilir.