Toplumda kadın sağlığı dendiğinde zihinlerde ilk olarak meme kanseri ya da jinekolojik problemler canlanır. Oysa dünya genelinde kadın yaşamını en sık ve en erken tehdit eden bir numaralı ölüm nedeni sanılanın aksine kanser değil, kalp ve damar hastalıklarıdır. Durumu daha da kritik kılan ayrıntı, kadınların kalp krizi geçirirken deneyimledikleri belirtilerin sinema sahnelerinden aşina olduğumuz o sol kola vuran dramatik ve ezici göğüs ağrısı şablonuna her zaman uymamasıdır. Sırt ve boyun ağrısı, ani nefes darlığı, sebepsiz bir yorgunluk dalgası, mide bulantısı veya çene uyuşması gibi sinsi sinyaller çoğu zaman panik atak, aşırı stres ya da sıradan bir mide spazmı sanılarak geçiştirilir. Bu kültürel ve algısal yanılsama, acil servis başvurularında ve doğru teşhise ulaşmada hayati zaman kayıplarına yol açar.
Geleneksel tıp eğitiminde kalp krizi, kalbi besleyen ana koroner arterlerden birinin büyük bir pıhtı veya aterosklerotik plakla aniden tıkanması tablosu üzerinden öğretilir. Erkek biyolojisinde senaryo çoğunlukla bu ana boru hattı tıkanıklığı üzerinden ilerlerken, kadın kalbi bambaşka bir damar mimarisinde sessiz bir kriz yaşar. Kadınlarda ezici göğüs ağrısı yerine sırtta yanma, midede hazımsızlık benzeri bir baskı ve derin bir bitkinlik tablosu öne çıkar. Belirtiler klasik erkek tipi kalp krizini andırmadığı için hem hasta doktora gitmekte tereddüt eder hem de standart acil algoritmalarında tanı süreci gecikebilir. En çarpıcı paradoks ise hastaneye ulaşıldığında yaşanır; klasik koroner anjiyografi yapıldığında ana damarlar tamamen açık ve temiz görünebilir, ancak kalp dokusu derinlerde oksijensiz kalarak hasar görmeyi sürdürür.
Kadın ve erkek damar biyolojisi hücresel düzeyde birbirinin karbon kopyası değildir. Kadın kalbinin kırılganlığını belirleyen iki temel biyomoleküler gerçeklik bulunur. İlki, mikrovasküler disfonksiyon, yani görünmeyen kılcal damar krizidir. Erkeklerde ana koroner damarlar tıkanma eğilimindeyken, kadınlarda kalbin derinliklerine kılcal ağlar gibi yayılan mikrosirkülasyon sisteminde işlev kaybı gelişir. Damarın en iç yüzeyini döşeyen endotel hücreleri elastikiyetini kaybeder, mikroskobik damar duvarları sertleşir ve spazma girerek daralır. Standart anjiyo cihazları sadece ana damarları görüntüleyebildiği ve bu mikro kılcal ağı doğrudan çözünürlükle yakalayamadığı için hücresel hasar adeta görünmez kalır. İkinci temel faktör ise biyolojik kalkanın, yani östrojenin çekilmesidir. Östrojen hormonu, üreme çağındaki kadınlarda damar duvarını esnek tutan, nitrik oksit salınımını artırarak damar yatağını rahatlatan ve kronik yangıyı baskılayan güçlü bir hücresel koruyucudur. Menopoz süreciyle birlikte östrojen seviyesi hızla çekildiğinde, bu koruyucu şemsiye aniden kapanır; damar endoteli hızla sertleşir, kırılganlaşır ve vasküler yaşlanma ivme kazanır.
Tıp tarihi boyunca kardiyovasküler araştırmaların, hayvan deneylerinin ve devasa klinik ilaç denemelerinin ezici çoğunluğu neredeyse tamamen erkek denekler üzerinden yürütüldü. Kadın biyolojisinin hormonal ritmi, klinik deney ortamlarında kontrol edilmesi zor karmaşık bir değişken sayılarak kadınlar çalışmalardan uzun süre dışlandı. Bu metodolojik yanılgının faturası ise ağır oldu; kalp hastalıklarının tanı kriterleri bütünüyle erkek fizyolojisine endekslendi, kullanılan kardiyovasküler ilaçların dozları ve etki profilleri kadın hücreleri üzerinde yeterince çalışılmadan standartlaştırıldı ve kadın damar endotelinin strese veya mikrovasküler hasara verdiği özgün hücresel yanıtlar yok sayıldı.
Bugün ileri biyotıp araştırmaları, kadın kalbini artık erkek modelinin bir türevi olarak görmeyi bırakıp doğrudan kadın hücresi ekseninde yeni bir sayfa açıyor. Laboratuvarlarda östrojen çekildiğinde endotel hücrelerinin hangi moleküler sinyal yolaklarıyla esnekliğini yitirdiği ve bu kaybın hücresel düzeyde nasıl önlenebileceği haritalandırılıyor. Standart görüntüleme tekniklerinde yakalanamayan kılcal damar hasarını kanda çok erken evrede haber verecek hedefe yönelik biyobelirteçler ve biyosensör platformları geliştiriliyor. Kadınların damar yapısına, endotel reseptör dağılımına ve hormonal geçmişine saygı duyan cinsiyete özgü koruyucu stratejiler tasarlanıyor. Kadınların kalp sağlığını güvenceye almak, kadın biyolojisinin kendine has moleküler dinamiklerini tanıyan ve bilimi cinsiyet körlüğünden kurtaran yeni bir anlayışla gerçeğe dönüşecektir.
Referanslar:
- Vogel, Birgit, et al. “The Lancet women and cardiovascular disease Commission: reducing the global burden by 2030.” The Lancet 397.10292 (2021): 2385-2438.
- Mehta, Laxmi S., et al. “Acute myocardial infarction in women: a scientific statement from the American Heart Association.” Circulation 133.9 (2016): 916-947.